Yalancı Çoban Hikayesi
Köyün üst tarafında, rüzgârın otları dalga dalga yatırdığı geniş bir tepe vardı. Tepeden bakınca kiremit çatılar, dumanı tüten bacalar ve sabahın erken saatlerinde tarlalara yürüyen insanlar görünürdü. O tepenin en…
Köyün üst tarafında, rüzgârın otları dalga dalga yatırdığı geniş bir tepe vardı. Tepeden bakınca kiremit çatılar, dumanı tüten bacalar ve sabahın erken saatlerinde tarlalara yürüyen insanlar görünürdü. O tepenin en…
Şehir uykuya hazırlanırken gökyüzü kadife gibi koyulaştı, yıldızlar tek tek parladı. Pijamaskeliler’in karargâhında ise ışıklar hâlâ canlıydı. Kontrol ekranlarında sokak lambaları, parklar ve çatıların üstü görünüyordu. Kedi Çocuk, Baykuş Kız…
Ninjago Şehri sabah ışıklarıyla parıldarken, Monastery of Spinjitzu’nun avlusunda tatlı bir telaş vardı. Kai, bir yandan antrenman kılıcını çevire çevire yürürken bir yandan da yüzünü buruşturuyordu. Jay ise her zamanki…
Güneşin sabah ışıkları, Dereboyu Bahçesi’nin üzerine yumuşacık serilince her çiçek usulca uyanırdı. Menekşeler gözlerini kırpıştırır, papatyalar başlarını sallayıp birbirini selamlardı. Bahçenin en orta yerinde ise bir gül vardı; kadife gibi…
Çisil, cebindeki küçük cam şişeyi salladıkça içindeki simler kar tanesi gibi dönüp duruyordu. Şişeyi, mahalledeki eski su değirmeninin arkasında bulmuştu. Üzerinde ne etiket vardı ne de kapak izi; sanki şişe…
Işıltı Krallığı’nda sabah güneşi, şatonun camlarına vurunca her yer minik gökkuşağı parçalarıyla dolardı. Prenses Barbie bu gökkuşaklarını çok severdi. Çünkü ona her renk bir duyguyu hatırlatırdı. Pembe neşeyi, mavi sakinliği,…
Heidi, sabahın en erken ışıklarıyla uyandı. Kulübenin penceresinden içeri süzülen güneş, tahta zemine ince bir çizgi gibi düşüyor; dışarıda rüzgâr, çamların tepesinde usul usul dolaşıyordu. Bir an, nefesinin buğusu camda…
Kış, şehrin dar sokaklarına sessizce çökmüştü. Kar taneleri, gökyüzünden ağır ağır süzülürken taş kaldırımların arasına doluyor, rüzgârın uğultusu bacaların dumanını ince çizgiler hâlinde savuruyordu. Bu soğuk akşamda, ince paltosunun içinde…
Fırının camı buğulanmıştı. Tepsinin üzerinde sıra sıra dizilmiş küçük kurabiyeler, fırının sıcaklığında yavaş yavaş altın rengine dönüyordu. Mutfakta tarçınla vanilyanın kokusu birbirine karışırken, masanın üstünde un izleri, küçük parmakların dokunuşunu…
Suyun altında sabah ışığı mercanların arasından süzülürken Marlin, evlerinin önünde bir ileri bir geri yüzüyordu. Nemo ise sabırsızdı; yüzgeçlerini hızlı hızlı çırpıyor, gözlerini okyanusun genişliğine dikiyordu. Dory, sanki her sabah…
Sabah güneşi, mahalledeki dut ağacının yapraklarına ince ince vururken, Emre elindeki ekmek poşetini sallaya sallaya bakkaldan dönüyordu. Sokağın köşesinden geçerken bir ses duydu. Minik, titrek, sanki kaybolmuş bir nefes gibi.—…
Kasaba her zamanki gibi tuz kokuyordu; deniz sabah güneşini gümüş gibi parlatırken limanda ipler gıcırdıyor, martılar ekmek peşinde dönüp duruyordu. Temel Reis, iskeledeki tahta kasanın üstüne oturmuş, pipo dumanını yavaşça…