Pembe Panter Hikayesi

Pelin Kaya 27.01.2026 131 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Pembe Panter Hikayesi
Sesli Masal

Sabah güneşi şehrin üstüne yumuşacık yayılırken Pembe Panter, parkın kenarındaki küçük kafede oturmuş, elindeki çilekli sütü karıştırıyordu. Her zamanki gibi konuşmadan, sadece gözleriyle etrafı izliyordu. Kuşlar cıvıldıyor, çocuklar uzaktan kaydırakta gülüşüyordu. Her şey huzurlu görünüyordu.

Tam o sırada kafeye telaşla Müfettiş Clouseau girdi. Şapkasını eğri takmış, paltosunun düğmeleri yanlış iliklenmişti. Bir sandalyeye çarpıp neredeyse düşecek gibi oldu, sonra toparlandı. Pembe Panter gözlerini hafifçe kısıp ona baktı. Clouseau’nun yüzünde bir aciliyet vardı, ama aynı zamanda sanki her an yanlış kapıyı çalabilecek bir ifade.

"Aha! Sonunda seni buldum, Pembe Panter!"
Pembe Panter kaşıyla kibar bir selam verdi, içeceğini yavaşça masaya bıraktı.
"Bugün büyük bir gizem var. Hem de çok büyük. Kocaman!"
Pembe Panter elleriyle kocaman bir daire çizdi, sonra merakla başını yana eğdi.
"Şehrin en ünlü pembe balonu kayboldu!"
Pembe Panter bir an durdu, gözleri büyüdü. Bu balon, çocuklar için düzenlenecek Şenlik Günü’nün en önemli parçasıydı.

Clouseau, cebinden buruşmuş bir not çıkardı ve masaya koydu. Üstünde küçük bir çizim vardı: kocaman bir balon ve yanında minik bir gölge.

"Gördün mü? Burada bir iz var. Kesinlikle profesyonel bir iş!"
Pembe Panter notu aldı, dikkatle baktı. Gölgenin şekli tanıdıktı. Minik, kurnaz ve sessiz bir gölge.

O anda kapının yanında bir hareketlenme oldu. Küçük Adam, sanki duvarın içinden çıkmış gibi belirdi. Kollarını kavuşturdu, gözlerini devirdi ve hiç konuşmadan, sadece elleriyle bir şey anlatmaya başladı. Pembe Panter ile göz göze geldiler. Pembe Panter’in yüzünde, hem şaşkınlık hem de sanki eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi bir ifade vardı.

"Sen!" diyecek gibi oldu Clouseau, ama kelimeyi yutup öksürdü.
"Yani… şey… burada bulunmanız… tamamen tesadüf, elbette."
Küçük Adam, Clouseau’ya bakıp minik bir kahkaha taklidi yaptı, sonra kapıyı işaret etti. Sanki gelin diyordu. Sanki bir şey biliyordu.

Pembe Panter ayağa kalktı, hesabı zarifçe ödedi. Clouseau da aceleyle kalktı, sandalyesi yine devrildi. Küçük Adam önde, Pembe Panter ortada, Clouseau arkada yürümeye başladılar.

Sokaklar şenlik hazırlıklarıyla doluydu. Renkli flamalar asılmış, tezgahlarda pamuk şekerler dizilmişti. Ama herkesin yüzünde küçük bir endişe vardı. Balon olmazsa şenlik eksik kalacaktı.

"Bunu çözeceğim. Ben çözerim. Çünkü ben… ben… yani çözerim!"
Pembe Panter gülümser gibi yaptı, ama bakışları ciddiydi. Çocukların ne kadar heyecanlandığını biliyordu.

Küçük Adam bir köşede durdu, yere eğildi ve parmağıyla hafifçe kaldırım taşının kenarını gösterdi. Orada minicik pembe bir ip parçası sıkışmıştı. Pembe Panter ipi aldı, kokladı, sonra rüzgar yönüne baktı. İpin bir ucunda incecik simler parlıyordu. Balonun süs iplerinden biriydi.

"İp! İp ip ip! Harika! Ben bunu zaten biliyordum!"
Pembe Panter, Clouseau’nun cümlesinin ortasında hafifçe öksürüyormuş gibi yaparak onun heyecanını nazikçe bölüp ipi takip etmeyi işaret etti.

Üçü, ip parçasının geldiği yöne doğru ilerledi. Dar bir sokağa girdiler. Sokak sessizdi. Duvarlarda eski afişler vardı. Pembe Panter’in adımları yumuşaktı. Küçük Adam ise sanki gölgelerle yarışıyordu.

Derken bir depoya geldiler. Kapının önünde kocaman bir kilit vardı. Clouseau hemen ileri atıldı.

"Açın kapıyı! Polis! Müfettiş Clouseau burada!"
Kapıdan ses gelmedi. Clouseau kilidi incelemeye çalıştı, sonra cebinden küçük bir büyüteç çıkardı. Büyüteci ters tutunca kendi gözü dev gibi göründü.
"Hmm. Çok karmaşık. Çok… çok… kilitli."
Pembe Panter sakin bir nefes aldı, etrafına baktı. Yan tarafta açık bir pencere vardı, ama yüksekteydi. Pembe Panter gözlerini kıstı, iki adım geri çekildi, bir anda esnek bir hareketle duvara tırmandı. Çocukların çizgi film sahnesi gibi, sanki yerçekimi ona sadece nazikçe dokunuyordu. Pencerenin kenarına ulaştı ve içeri süzüldü.

Küçük Adam da hemen ardından, Pembe Panter’in bıraktığı yerden sanki görünmez bir merdiven varmış gibi çıktı. Clouseau ise duvara sarılıp kaydı, sonra yerde oturup şapkasını düzeltti.

"Ben… ben dışarıdan kontrol ederim! Bu stratejik bir plan!"

İçeride, depo loştu. Raflarda kutular, köşede renkli kumaşlar vardı. Ve tam ortada, şişirilmemiş halde kocaman pembe balon duruyordu. Yanında balonu süsleyecek kurdeleler, simli ipler… Her şey buradaydı. Pembe Panter’in içi rahatladı, ama aynı anda bir burukluk hissetti. Birileri bunu bilerek saklamıştı. Şenlikteki sevinci çalmak istemişti.

Bir hışırtı duyuldu. Depodaki büyük bir sandığın arkasından biri çıktı. Bu, Çavuş Duval’di. Üzerinde iş önlüğü vardı, eliyle alnındaki teri sildi. Yüzünde hem suçluluk hem de yorgunluk vardı.

"Durun! Yanlış anladınız!"
Pembe Panter başını eğdi, Duval’i dinlemeye hazırdı.
"Ben… ben çalmadım. Sadece… sakladım."
Küçük Adam kollarını açıp, nasıl yani der gibi baktı.
"Şenlikte balon patlayacak diye korktum!"
Duval’in sesi titredi.
"Geçen yıl balon rüzgarda savrulmuştu. Çocuklar ağlamıştı. Onu korumak istedim. Kimseye söyleyemedim çünkü… bana kızarlar diye düşündüm."

Pembe Panter’in gözleri yumuşadı. Bu, kötü niyetli bir hırsızlık değildi. Bu, yanlış anlaşılmış bir koruma çabasıydı. Pembe Panter Duval’in yanına yaklaştı, omzuna hafifçe dokundu. Duval’in yüzü biraz rahatladı.

Tam o sırada depoya dışarıdan büyük bir gürültüyle kapı çarptı. Clouseau içeri dalmıştı. Nasıl başardıysa kilit açılmış ya da kapı zaten aralıktı; kimse emin değildi.

"Suçüstü! Aha! Yakalandınız!"
Duval paniğe kapıldı.
"Hayır! Ben sadece…"
Clouseau sözünü kesti.
"Sadece itiraf ediyorsunuz! Harika! Ben zaten… zaten bunu biliyordum!"

Pembe Panter iki elini kaldırıp sakin ol işareti yaptı. Sonra depodaki kutulardan birini çekip üstüne şenlik afişlerinden birini koydu. Üstüne de küçük bir çizim yaptı: büyük bir kalp ve yanında balon. Böylece herkese Duval’in niyetini anlatacaktı. Küçük Adam da bir anda hızlanıp afişin kenarına bir ok çizdi, ok da Duval’in kalbine gidiyordu. Sanki demek istiyordu ki niyeti kötü değil.

Clouseau afişe baktı, önce anlamadı, sonra gözleri doldu. Bir an sessizleşti. Onun da içinde, çocukların ağlamasını istemeyen bir yan vardı.

"Hmm… yani… bu bir… duygusal olay."
Duval başını eğdi.
"Özür dilerim. Ben sadece şenliğin güzel geçmesini istedim."
Pembe Panter gülümser gibi yaptı, sonra balonu işaret etti. Birlikte götürelim der gibiydi.

Şenlik alanına geldiklerinde çocuklar endişeyle bekliyordu. Balon getirilince kalabalıktan bir sevinç dalgası yükseldi. Pembe Panter balonun ipini tuttu, Duval dikkatle düğümleri bağladı, Küçük Adam süsleri en düzgün şekilde dizdi. Clouseau da törenle bir adım öne çıkıp boğazını temizledi.

"Sevgili vatandaşlar! Bu balon… benim sayemde… yani bizim sayemizde kurtarıldı!"
Çocuklar alkışladı. Pembe Panter göz ucuyla Clouseau’ya baktı, onu kırmak istemedi. Bazen birinin kendini kahraman gibi hissetmesi, iyiliğe küçük bir kapı aralıyordu.

Duval, çocuklardan birinin elindeki küçük oyuncağa baktı. Çocuk gülümsedi.

"Balon geri geldi ya, artık üzülmüyorum!"
Duval’in gözleri doldu, ama bu kez içi hafiflemişti.
"Ben de… ben de artık saklamayacağım. Korktuğumda bile doğruyu söyleyeceğim."

Pembe Panter, şenliğin ortasında bir an durdu. Kalabalığın neşesi, müzik, pamuk şeker kokusu… Hepsi yerli yerindeydi. Küçük Adam, sanki bu kadar duygusallık fazla der gibi omuz silkti, sonra gizlice bir çocuğun düşen şapkasını kaldırıp başına taktı. Çocuk kahkaha attı.

Clouseau, Pembe Panter’in yanına yaklaştı ve daha sakin bir sesle konuştu.

"Biliyor musun… bazen bir şeyi korumak isterken onu yanlış yere saklarız."
Pembe Panter başını salladı.
"Ama sonra doğru yere geri koyunca… herkesin kalbi yerine oturur."

Gün batarken pembe balon gökyüzünde süzülüyor, aşağıdaki çocuklar ona el sallıyordu. Pembe Panter içinden sıcacık bir duygu geçtiğini hissetti. Konuşmadan da anlaşılabilen bir mutluluktu bu. Ve o an, şenlikteki herkesin kalbinde aynı şey vardı: İyi niyet, doğru anlatıldığında, kocaman bir balon gibi herkesi yukarı kaldırabilirdi.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın