Küçük Bulut Hikayesi

Pelin Kaya 28.01.2026 158 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 1 Yorum
Küçük Bulut Hikayesi
Sesli Masal

Sabahın erken saatlerinde gökyüzü açık mavi bir örtü gibi serilmişti. Tepelerin üstünden esen rüzgâr, çiçeklerin kokusunu taşıyor; kuşlar, sanki birbirlerine günaydın demek için yarışıyordu. O sırada gökyüzünde, pamuk gibi yumuşacık bir bulut beliriverdi. Diğer bulutlardan biraz daha küçüktü, biraz daha meraklıydı ve en önemlisi, herkesin dikkatini çekecek kadar sevimliydi. Ona herkes Küçük Bulut diyordu.

Küçük Bulut, kendini gökyüzünün en hareketli yerinde bulmuştu. Bir sağa kayıyor, bir sola kayıyor, güneş ışıklarını yakalamaya çalışıyordu. Ama içinde minicik bir soru büyüyordu: Bulutlar ne işe yarardı? Yağmur yağdırmak mı? Gölge yapmak mı? Yoksa sadece süs gibi gökyüzünde durmak mı?

Tam bu sırada, biraz daha iri ve ağır görünen bir bulut yanına yaklaştı. Adı Bora Bulut’tu; rüzgârla arası iyi, gök gürültüsüyle arası biraz mesafeliydi.

"Günaydın Küçük Bulut, yine zıplıyorsun. Bu kadar acele nereye?"

Küçük Bulut sevinçle döndü.

"Günaydın Bora Bulut! Nereye olduğunu bilmiyorum ama her yere gitmek istiyorum. Aşağıdaki köyü gördün mü? Kırmızı çatılar, incecik yollar… Çok güzel!"

Bora Bulut gülümsedi.

"Güzel tabii. Ama unutma, biz sadece gezmeyiz. Bazen bir işe yaramamız gerekir."

Küçük Bulut’un içindeki soru tam da buydu. Bir an durdu, küçücük gövdesini biraz toparladı.

"Ben de onu merak ediyorum. Ben ne işe yararım? Diğer bulutlar yağmur taşıyor, bazıları gök gürültüsü getiriyor… Ben ise küçük ve hafifim."

Bora Bulut, sanki gökyüzünün öğretmeniymiş gibi sakin konuştu.

"Her bulutun bir görevi var. Kimisi tarlaya su taşır, kimisi güneşi yumuşatır, kimisi de çocukların hayal gücünü besler."

"Hayal gücünü mü?"

"Evet. Bazen aşağıdaki çocuklar bizi şekillere benzetir. Bir gün gemi olursun, bir gün kedi. Bir gün de kocaman bir dondurma."

Küçük Bulut bunu duyunca iyice heyecanlandı.

"Ben dondurma olabilir miyim?"

"Olursun, yeter ki kendini bırak."

Küçük Bulut kendini bıraktı, biraz uzadı, biraz yuvarlandı; gerçekten de dondurmaya benzedi. Tam o sırada aşağıdan bir ses yükseldi. Köyün kenarındaki çayırda iki çocuk vardı: Elif ve Mert. Yanlarında da yaşlı ama neşeli bir adam, dedeleri Hasan Dede oturuyordu. Elif gökyüzünü işaret etti.

"Dede bak! Dondurma gibi bir bulut!"

Mert kahkaha attı.

"Bence o dondurma değil, dev bir mantar!"

Hasan Dede gözlerini kısarak baktı, sonra gülümseyip bastonunu çayıra hafifçe vurdu.

"Siz ne görürseniz o olur. Bulutlar, aklınıza gelen her şeye dönüşebilir."

Küçük Bulut bu sözleri duyduğunu sanıp daha da gururlandı. Rüzgâr onu biraz aşağı doğru sürükledi. Sanki Elif’le Mert’le konuşabilecek kadar yaklaşmıştı. İçinden “Keşke sesimi duysalar” diye geçirdi.

Tam o sırada, gökyüzünde incecik bir kuş uçtu. Adı Zeynep Kırlangıç’tı; hızlı kanat çırpar, sürekli haber taşırdı. Küçük Bulut’un yanından geçerken seslendi.

"Küçük Bulut, duydun mu? Aşağıdaki bahçede bir telaş var!"

Küçük Bulut irkildi.

"Ne telaşı?"

"Sera örtüsü yırtılmış, fideler güneşte kalmış. Hasan Dede, çocuklarla örtüyü düzeltmeye çalışıyor."

Küçük Bulut hemen köyün bahçesine baktı. Gerçekten de Hasan Dede ile Elif ve Mert, incecik naylon gibi bir örtüyü çekiştiriyordu. Güneş ise tam tepede parlıyor, fidelerin yaprakları susuz kalmış gibi kıvrılıyordu. Küçük Bulut’un içi kıpır kıpır oldu. Bu, bir “işe yarama” fırsatı olabilirdi.

Bora Bulut yaklaşarak uyardı.

"Dikkat et, küçükken fazla su taşıyamazsın."

Küçük Bulut kararlıydı.

"Ama gölge yapabilirim! Fideleri güneşten koruyabilirim. Hem belki biraz da serinlik veririm."

Bora Bulut onaylar gibi başını salladı.

"İşte bu. Bazen yağmur değil, gölge de bir iyiliktir."

Küçük Bulut yavaşça bahçenin üzerine kaydı. Kendisini genişletmeye çalıştı; sanki bir şemsiye gibi. Güneş ışığı bir anda yumuşadı. Fidelerin üstüne düşen sıcaklık azaldı.

Aşağıda Elif başını kaldırdı.

"Mert! Bulut geldi, serinledi!"

Mert, örtüyü tutmayı bırakmadan sevindi.

"Evet ya! Sanki biri bize yardım ediyor."

Hasan Dede güldü.

"Gökyüzü bazen iyi niyeti sever. Siz işinize bakın, bulut da görevini yapıyor."

Küçük Bulut bunu duyunca, sanki içi balon gibi şişti. Gururdan değil; mutluluktan. Rüzgârla birlikte sabit durmaya çalışıyor, fidelerin üstünde gölgeyi koruyordu. Bu sırada Zeynep Kırlangıç tekrar döndü.

"Aferin Küçük Bulut! Bak, çocuklar rahatladı."

Küçük Bulut sevinçle titredi.

"Ben gerçekten yardım ediyor muyum?"

"Hem de nasıl! Onlar seni görmese bile hissettiler."

Bir süre sonra Hasan Dede ve çocuklar seranın örtüğünü düzeltti. Elif ellerini beline koyup derin bir nefes aldı.

"Tamam! Oldu galiba."

Mert alnını silip gülümsedi.

"Bulut olmasa yanardık."

Hasan Dede gökyüzüne bakıp sanki teşekkür eder gibi başını eğdi.

"Sağ ol, güzel bulut."

Küçük Bulut o an, gökyüzünde hiç olmadığı kadar anlamlı hissetti. Ama hikâye burada bitmedi. Çünkü Küçük Bulut’un içinde başka bir merak daha vardı: Yağmur. Acaba o da yağmur yapabilir miydi?

Bora Bulut, sanki bu düşünceyi okumuş gibi yanına geldi.

"Yağmur istiyorsun, değil mi?"

"Evet… ama küçük olduğum için korkuyorum. Ya beceremezsem?"

Bora Bulut kıkırdadı.

"Yağmur bir anda olmaz. Önce su buharı toplarsın. Sonra biraz sabredersin. En önemlisi, nazik olursun. Çocuklar oyun oynarken fırtına istemez."

Küçük Bulut başını salladı.

"Nazik yağmur… İncecik… Çise gibi."

"Aynen öyle."

Küçük Bulut gökyüzünde biraz yükseldi. Rüzgâr serin bir yerden nem taşıyordu. Küçük Bulut onu içine çekti; şişmanlamadan, ağırlaşmadan. Sanki içinde minik su tanecikleri birikiyordu. O sırada aşağıda Elif ile Mert, seranın yanındaki küçük toprak alana gidip tahta çubuklardan bir kale yapmaya başlamıştı.

"Elif, kalenin adı ne olsun?"

"Gök Kalesi olsun! Çünkü bize gökyüzü yardım etti."

Mert heyecanlandı.

"O zaman ben de kuleye bulut bayrağı yapacağım!"

Hasan Dede de bir kenarda oturup onları izledi.

"Şu çocukların hayali hiç bitmiyor, ne güzel."

Küçük Bulut, “bulut bayrağı” sözünü duyunca gülmek istedi. Sonra birden, nazik yağmur fikri daha da tatlı geldi. Çünkü böyle bir günde, azıcık çise, toprağı kokuturdu; ama çocukların oyununu bozmazdı.

Küçük Bulut kararını verdi. Önce rüzgâra fısıldar gibi yön değiştirdi. Sonra içindeki minik su taneciklerini aşağı bırakmaya başladı. Damla damla değil; sanki pamuk tüyü gibi hafif. Çayırın üstüne minicik çiseler indi. Toprak “oh” der gibi koyulaştı, hava mis gibi koktu.

Elif yüzünü göğe kaldırdı.

"Aa! Yağmur!"

Mert elini açtı, damlaları yakalamaya çalıştı.

"Bu yağmur ıslatmıyor, gıdıklıyor!"

Hasan Dede kahkaha attı.

"İşte buna bereketli çise derler."

Küçük Bulut sevinçten daha da yumuşadı. Ne sertleşti, ne karardı. Sadece işini yaptı ve gökyüzünde hafifçe parladı. Bora Bulut uzaktan seslendi.

"Bak gördün mü? Küçük olmak, az iş yapmak demek değildir. Bazen küçük bir gölge, bazen küçük bir çise, kocaman bir mutluluk eder."

Küçük Bulut, köyün üstünde bir tur daha attı. Elif ile Mert kaleyi bitirmiş, üstüne küçük bir bez parçası bağlamıştı. Bez parçasına el iziyle bir bulut şekli çizmişlerdi. Elif gururla dedi ki:

"Bu bulut bizim arkadaşımız!"

Mert de hemen ekledi.

"Adı da Küçük Bulut olsun!"

Hasan Dede göz kırptı.

"Bence o bunu duymuştur."

Küçük Bulut, duymuştu. Gökyüzünde yumuşacık bir kahkaha gibi yayıldı. Rüzgâr onu yavaşça başka yerlere taşıyacaktı; belki başka bahçelere, başka çocukların hayallerine. Ama artık biliyordu: Gökyüzünde gezmek de bir görevdi, gölge olmak da, çise olmak da. En güzeli de, neşeyi taşıyabilmekti.

Ve o gün, köyün üstünde küçük bir bulut, büyük bir mutluluk bırakarak uzaklara doğru süzüldü.

Bu Hikayeyi Paylaş

1 Yorum

  • N
    Nurten

    İyiliğin büyüğü küçüğü olmaz harika bir hikaye

Yorum Yazın